Annelerden Kızlarına Miras Kalan Yorgunluk Kadınların Kuşaklar Boyunca Taşıdığı Görünmeyen Emek
Öznur Eker | Uzman Sosyolog ve Aile Danışmanı
Bazı kadınlar yorulduklarında dinlenmeyi değil, önce yapılması gerekenleri düşünürler. Oturduklarında akıllarına bekleyen işler gelir. Kendilerine zaman ayırdıklarında bir başkasının ihtiyacını karşılamadıkları için huzursuz olabilirler. Herkesin iyi olduğundan emin olmadan kendilerini iyi hissetmekte zorlanırlar.
Bu kadınların birçoğu güçlü olarak tanımlanır. Çünkü yetişirler, düzenlerler, hatırlarlar, toparlarlar. Aile içinde bir şey aksadığında kimin fark edeceği, bir ihtiyaç ortaya çıktığında kimin karşılayacağı çoğu zaman bellidir.
Fakat daha az sorulan bir soru vardır: Bir kadının her şeye yetişebilmesi, neden onun da bir şeye ihtiyacı olabileceğini unutmamıza neden olur?
Kadınların yorgunluğunu yalnızca günlük işlerin çokluğuyla açıklamak yeterli değildir. Bazı yorgunluklar, yıllar boyunca öğrenilen sorumlulukların, aile içinde benimsenen rollerin ve kişinin kendi ihtiyaçlarını sürekli ertelemesinin birikimiyle oluşur.
Bu yorgunluk bazen bir annenin kızına söylediği cümlelerde, bazen evde kimin neyi hatırladığına ilişkin alışkanlıklarda, bazen de bir kız çocuğunun annesini izlerken öğrendiği sessiz kurallarda kendini gösterir.
Kuşaklar arasında yalnızca sevgi, değerler ve anılar aktarılmaz. Sorumlulukların nasıl taşınacağına, fedakârlığın ne anlama geldiğine ve bir kadının kendisine ne kadar yer ayırabileceğine ilişkin kabuller de aktarılabilir.
Bir kız çocuğu annesinin hayatından ne öğrenir?
Bir kız çocuğu, annesinin kendisine öğütlediklerinden çok daha fazlasını gözlemler.
Annesinin yorulduğunda ne yaptığını, bir ihtiyaç karşısında nasıl davrandığını, evdeki sorumlulukların kimler arasında paylaşıldığını, kendi isteklerinden vazgeçtiğinde çevresinden nasıl karşılık gördüğünü izler.
Annesi kendisine ait zamanı sürekli erteliyorsa, herkesin ihtiyacını kendi ihtiyacının önüne koyuyorsa ve yardım istemeyi güçlükle yapıyorsa çocuk, bu davranışları aile hayatının doğal bir parçası olarak algılayabilir.
Burada annelerin kızlarına bilinçli biçimde bir yük aktarmasından söz etmiyoruz. Çoğu zaman aktarım, açık bir öğütten ziyade gündelik yaşamın içinde gerçekleşir.
Bir anne kızına, “Önce kendini düşünme,” demese bile kızının ihtiyaçları karşısında kendi ihtiyaçlarından vazgeçtiğini defalarca görmesi, fedakârlığın nasıl yaşandığına ilişkin bir model oluşturabilir.
Elbette her kız çocuğu annesinin davranışlarını aynı biçimde benimsemez. Ailedeki diğer yetişkinler, ekonomik koşullar, eğitim, toplumsal çevre ve kişinin kendi deneyimleri bu aktarımı değiştirebilir.
Yine de üzerinde düşünmeye değer bir soru vardır:
Bir kadın, kendi hayatını kurarken gerçekten ne istediğini mi seçiyor, yoksa kendisinden beklenen kadınlık biçimini mi sürdürüyor?
Görünmeyen emek neden bu kadar yorucudur?
Ev işi denildiğinde çoğunlukla yapılabilen ve görülebilen işler akla gelir: yemek hazırlamak, temizlik yapmak, çamaşır yıkamak, çocukları okula hazırlamak…
Oysa aile hayatının devamlılığı yalnızca bu işlerden oluşmaz.
Bir çocuğun hangi gün sınavı olduğunu hatırlamak, evde bitmek üzere olan ihtiyaçları takip etmek, yaşlı bir aile üyesinin randevusunu ayarlamak, aile üyelerinin duygusal durumlarını gözetmek ve yapılması gerekenleri sürekli zihinde tutmak da emek gerektirir.
Bu emeğin bir kısmı, iş yapılmadan önce başlar. Bir kısmı iş bittikten sonra da devam eder. Üstelik çoğu zaman görünür bir başlangıcı veya sonu yoktur.
Bir başkasının yalnızca kendisine verilen işi yapmasıyla, o işin yapılması gerektiğini fark etmesi, planlaması ve sonucunu takip etmesi arasında fark vardır.
Ailede bütün bu zihinsel ve duygusal organizasyonu tek bir kişi üstlendiğinde, sorumluluk yalnızca işlerin miktarıyla değil, sürekli hazır bulunma beklentisiyle de ağırlaşır.
Uluslararası Çalışma Örgütü, ücretsiz bakım ve ev içi emeğin kadınlar ve erkekler arasında eşitsiz dağılımını toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle ve kadınların ücretli istihdama katılımıyla ilişkili önemli bir mesele olarak ele almaktadır.
Dolayısıyla kadınların yorgunluğunu yalnızca kişisel dayanıklılıklarıyla açıklamak, bu yorgunluğu üreten toplumsal koşulları gözden kaçırabilir.
Sorun her zaman kadınların çok fazla sorumluluk alması değildir. Bazen asıl sorun, bu sorumlulukların neden başından beri onların sorumluluğu kabul edildiğidir.
Fedakârlık ne zaman sevginin göstergesinden bir zorunluluğa dönüşür?
Fedakârlık, aile ilişkilerinin önemli bir parçası olabilir. İnsanlar sevdikleri için zamanlarından, konforlarından ve kimi zaman kendi isteklerinden vazgeçebilirler.
Ancak fedakârlığın sürekli aynı kişiden beklenmesi, ilişkide başka bir anlam kazanır.
Bir kadın ailesi için yaptığı şeyler nedeniyle takdir edilebilir; fakat aynı zamanda bunları yapmayı bırakması düşünülemez hâle gelebilir. Her ihtiyaca yetişmesi, onun kişisel tercihi olmaktan çıkarak ailedeki konumunun bir koşuluna dönüşebilir.
Böyle bir durumda dinlenmek bile açıklama gerektiren bir davranış hâline gelebilir.
Kadın kendisine zaman ayırdığında neden diğer işlerin beklediğini düşünür. Yardım istediğinde yapabileceklerini başkasından bekliyormuş gibi hissedebilir. Bir sorumluluğu üstlenmediğinde ise kendisini yetersiz değerlendirebilir.
Böylece fedakârlık, sevginin özgürce ifade edildiği bir davranış olmaktan uzaklaşıp kişinin iyi bir anne, iyi bir eş veya iyi bir evlat olduğunun ölçüsüne dönüşebilir.
Burada önemli olan, fedakârlığı değersizleştirmek değildir. Asıl mesele, sevginin neden sürekli kendinden vazgeçmekle kanıtlanması gerektiğini sorgulamaktır.
Bir kadının ailesini sevmesi, kendi ihtiyaçlarının önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Anneler kızlarına yalnızca davranışlarıyla değil, sınırlarıyla da örnek olurlar
Bir annenin kızına bırakabileceği miras, yalnızca nasıl çalışılacağını, sorumluluk alınacağını ve başkalarına destek olunacağını öğretmekten ibaret değildir.
Kendi sınırlarını tanımak, gerektiğinde yardım istemek, dinlenmeye izin vermek ve bir başkasının ihtiyacıyla kendi ihtiyacı arasında denge kurmak da öğrenilebilen ilişki biçimleridir.
Bu, annelerin geçmişte taşıdıkları yükler için suçlanması gerektiği anlamına gelmez.
Birçok kadın, kendisinden önceki kuşaklardan devraldığı koşullar içinde yaşamını sürdürmüştür. Ekonomik bağımlılık, sınırlı eğitim olanakları, toplumsal beklentiler, bakım hizmetlerinin yetersizliği ve aile içindeki güç ilişkileri, kadınların seçeneklerini daraltmış olabilir.
Bu nedenle kuşaklar arası aktarımı değerlendirirken yalnızca bireysel seçimlere değil, o seçimlerin yapıldığı koşullara da bakmak gerekir.
Bir annenin kendi ihtiyaçlarını ertelemesi, her zaman kendisini değersiz görmesinden kaynaklanmaz. Bazen başka türlü davranabilmesinin önündeki koşullar gerçekten sınırlıdır.
Bugünün kadınlarının deneyimleri de birbirinden farklıdır. Bazı kadınlar ekonomik bağımsızlığa sahipken bakım yükü nedeniyle zorlanabilir; bazıları ücretli çalışmadığı hâlde yoğun ve karşılıksız bir emek içinde olabilir. Bazılarıysa hem ücretli işte hem evde sorumluluk üstlenebilir.
Bu farklılıkları görmek, kadınların deneyimlerini tek bir hikâyeye indirgememeyi sağlar.
Asıl soru, kadınların neden yeterince güçlü olmadığı değil, neden bu kadar çok şeyi tek başlarına taşımalarının beklendiğidir.
Bu miras değiştirilebilir mi?
Kuşaklar arasında aktarılan davranışlar değişmez bir kader değildir. İnsanlar ailelerinden öğrendikleri bazı alışkanlıkları sürdürebilir, bazılarını sorgulayabilir ve yeni ilişki biçimleri geliştirebilirler.
Bu değişim, yalnızca bireysel farkındalıkla değil, aile içindeki sorumlulukların yeniden düzenlenmesiyle de ilgilidir.
Örneğin evdeki işlerin paylaşılması, yalnızca bir kişinin diğerine yardım etmesi olarak görülmemelidir. Aile yaşamını sürdürmek, ortak bir sorumluluktur. İşlerin fark edilmesi, planlanması ve takip edilmesi de bu paylaşımın parçasıdır.
Benzer biçimde bir kadının dinlenebilmesi, yalnızca kendisine zaman ayırmayı öğrenmesine bağlı değildir. Çevresindeki insanların da onun ihtiyaçlarını dikkate alması ve sorumlulukları paylaşması gerekir.
Aile içinde şu soruların konuşulması anlamlı bir başlangıç olabilir:
Evde yapılması gerekenleri kim fark ediyor, kim planlıyor ve kim takip ediyor?
Ailede birinin dinlenebilmesi için diğerlerinin hangi sorumlulukları üstlenmesi gerekiyor?
Çocuklarımız fedakârlığı nasıl gözlemliyor? Kendi ihtiyaçlarını ifade etmelerine ne kadar alan açıyoruz?
Yardım istemeyi ve sorumluluk paylaşmayı aile yaşamının doğal bir parçası olarak görebiliyor muyuz?
Bu sorular, geçmişte yapılanları yargılamak için değil, bugünkü ilişkilerde başka seçenekler olup olmadığını anlamak için sorulmalıdır.
Çünkü değişim bazen bir kadının ilk kez dinlenmesiyle başlar. Bazen bir eşin evdeki sorumluluğu hatırlatılmadan üstlenmesiyle, bazen bir kız çocuğunun kendi isteğini suçluluk duymadan dile getirebilmesiyle…

Kızlarımıza yalnızca dayanmayı değil, kendilerine yer açmayı da öğretelim
Annelerimizin yorgunluğunu anlamak, onların bütün seçimlerini tekrarlamak zorunda olduğumuz anlamına gelmez.
Onların neleri taşımak zorunda kaldığını görmek, hangi koşullarda ayakta durduklarını anlamak ve verdikleri emeği teslim etmek önemlidir. Fakat bu anlayış, aynı yükleri gelecek kuşaklara aktarmayı sürdürmemizi gerektirmez.
Bir kadının gücü, her şeyi tek başına yapabilmesinde aranmak zorunda değildir. Bazen güç, paylaşılmayan sorumlulukları görünür kılmakta; bazen yardım istemekte; bazen de herkesin ihtiyacını karşılamaya çalışırken kendi ihtiyacını unutmamayı öğrenmektedir.
Belki kızlarımıza bırakabileceğimiz en kıymetli miras, hiç yorulmamak değildir.
Yorulduklarında bunu söyleyebilmeleri, ihtiyaçlarını önemseyebilmeleri ve sevilmek için sürekli kendilerinden vazgeçmek zorunda olmadıklarını bilmeleridir.
Çünkü bir kuşağın yaşadığı güçlükleri anlamanın en anlamlı yollarından biri, sonraki kuşağın aynı güçlükleri yaşamak zorunda olmadığı bir alan açabilmektir.
Bir anne kızına yalnızca nasıl ayakta kalacağını değil, hayatın yükünü tek başına taşımak zorunda olmadığını da gösterebilir.
Aile ve ilişkiler üzerine
Kadınların aile içindeki rolleri, görünmeyen emek, kuşaklar arası aktarım ve ilişkilerde sorumluluk paylaşımı üzerine düşünmeye devam etmek için diğer yazılarımı inceleyebilirsiniz.
Aile ve çift ilişkileri konusunda çevrim içi danışmanlık hakkında bilgi almak için evlilikaileterapisi.com adresinden iletişime geçebilirsiniz.
Öznur Eker – Aile ve Evlilik Danışmanı



Yorumlar