Evlilikte Mutluluk, İfade Edilemeyen İstekler İnsan En Yakınındaki Kişiye Neden Kendini Anlatamaz?
Bir insan, hayatını paylaştığı kişiye ne istediğini neden söyleyemez?
Bazen bir dokunuşu daha uzun hissetmek ister. Bazen eşinden daha fazla ilgi, daha çok yakınlık, birlikte geçirilen özel zamanlar bekler. Bazen cinsel yaşamında farklı deneyimler arzularken bazen de yalnızca anlaşılmak, dinlenmek ve kendisine gerçekten merakla yaklaşılmasını ister.
Ancak bütün bu istekler zihninde oldukça açık olmasına rağmen dile gelmez.
Çünkü istemek ile isteğini ifade edebilmek aynı şey değildir.
İnsan bazen arzusunu bilir ama onu dile getirdiğinde nasıl karşılanacağını bilemez. Yanlış anlaşılmaktan, reddedilmekten, eleştirilmekten ya da eşinin gözündeki yerinin değişmesinden korkabilir. Böylece ilişkinin içinde konuşulmayan beklentiler birikmeye başlar.
Oysa evlilikte mutluluk, yalnızca birbirini sevmekle değil, iki insanın kendi ihtiyaçlarıyla da ilişkide var olabilmesiyle ilgilidir.
Evlilikte mutluluk, yalnızca anlaşmak değil, kendini ifade edebilmektir
Evlilikte uyum çoğu zaman ortak kararlar almak, tartışmaları azaltmak ve günlük yaşamı birlikte sürdürebilmek üzerinden değerlendirilir. Ancak bir ilişkinin doyumunu belirleyen unsurlar bunlarla sınırlı değildir.
İnsan, sevdiği kişinin yanında kendisi olabilmek ister. Ne hissettiğini, neye ihtiyaç duyduğunu, nelerden hoşlandığını ve neleri istemediğini açıklayabilmek, ilişkisel güvenin önemli göstergelerindendir.
Burada önemli bir ayrım vardır: Bir ilişkide anlaşmazlıkların bulunmaması, tarafların birbirlerini gerçekten anladıkları anlamına gelmez.
Bazı evliliklerde çatışma azdır çünkü eşler birbirlerini iyi anlıyordur. Bazılarında ise çatışma azdır çünkü taraflardan biri zamanla beklentilerini dile getirmekten vazgeçmiştir.
İkinci durumda ortaya çıkan sessizlik, huzurun değil, zamanla öğrenilmiş bir geri çekilmenin göstergesi olabilir.
İnsan sürekli anlaşılmayacağını düşünüyorsa anlatmaktan vazgeçebilir. Sürekli reddedileceğini hissediyorsa istememeyi öğrenebilir. Fakat dile getirilmeyen ihtiyaçlar ortadan kalkmaz; yalnızca ilişkinin görünmeyen bir parçası hâline gelir.
İnsan neden eşinden bir şey istemekten çekinir?
İstek ifade etmek, aynı zamanda bir miktar savunmasızlığı kabul etmektir.
Çünkü bir ihtiyacı dile getirdiğimizde karşımızdaki kişiye bizim için neyin önemli olduğunu göstermiş oluruz. Bu da reddedilme veya incinme ihtimalini beraberinde getirir.
Özellikle geçmiş ilişkilerinde eleştirilmiş, küçümsenmiş ya da ihtiyaçları önemsenmemiş kişiler için bu durum daha zorlayıcı olabilir.
Çocukluk döneminde duygularını ifade ettiğinde susturulan, istekleri gereksiz bulunan veya başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önünde tutması beklenen bireyler, yetişkinlik ilişkilerinde de benzer bir tutum geliştirebilir.
Bu noktada kişinin kendi isteğini değerlendirme biçimi önem kazanır.
Ben bunu istemeye hakkım var mı?
Acaba fazla mı şey bekliyorum?
Bunu söylersem eşim beni yanlış anlar mı?
Ya benimle ilgili düşünceleri değişirse?
Bu soruların arkasında yalnızca iletişim güçlüğü değil, kişinin ilişkide kabul görme ve reddedilmeme ihtiyacı da bulunabilir.
Dolayısıyla bazı insanlar için eşinden bir şey istemek, basit bir talepte bulunmaktan çok daha fazlasıdır. Kendi ihtiyaçlarıyla birlikte kabul edilip edilmeyeceklerini sınamak anlamına gelebilir.
Evlilikte Cinsel Arzu İstemek, Söyleyebilmek ve Rahat hissedebilmek
Cinsellik, evlilikte üzerinde konuşulması en fazla ertelenen konulardan biridir.
Oysa cinsel yaşam yalnızca fiziksel birliktelikten ibaret değildir. Arzu, haz, merak, bedensel rahatlık, duygusal yakınlık ve karşılıklı rıza bu deneyimin birbirini etkileyen unsurlarıdır.
Eşlerden biri cinsel yaşamında daha fazla çeşitlilik, farklı bir yakınlık biçimi veya kendisini daha fazla heyecanlandıran deneyimler isteyebilir. Diğeri ise bu istekleri konuşurken çekingen davranabilir, bazı beklentileri anlamakta zorlanabilir ya da kendi arzularını ifade etmekten kaçınabilir.
Bazen kişi ne istediğini çok iyi bilir. Hatta bunu uzun zamandır düşünüyordur. Fakat söylemeye geldiğinde kendisini durdurur.
Çünkü zihninde arzusu ile toplumsal olarak öğrendiği cinsellik anlayışı çatışabilir.
Özellikle kadınların cinsel arzularını açıkça ifade etmelerinin ayıplandığı kültürel ortamlarda, kişinin kendi isteğini dile getirmesi suçluluk veya utanç duygusunu harekete geçirebilir. Bununla birlikte erkekler de performans beklentileri, yeterlilik kaygısı ve reddedilme korkusu nedeniyle kendi ihtiyaçlarını konuşmakta zorlanabilir.
Bu nedenle cinsel iletişimde yaşanan güçlükleri yalnızca isteksizlik veya uyumsuzluk olarak değerlendirmek yeterli değildir. Kişinin arzusuyla kurduğu ilişkiyi, yetiştiği aile ortamını, öğrendiği cinsellik anlayışını ve eşinden gördüğü karşılığı da anlamak gerekir.
Bir insanın arzusunu ifade edebilmesi, o arzunun mutlaka karşılanacağı anlamına gelmez. Ancak arzusunu ifade edebileceği bir ilişki ortamında bulunması, cinsel yakınlığın önemli koşullarından biridir.
İlişkide haz neden yalnızca bir kişinin beklentisine dönüşmemeli?
Evlilikte cinsel haz ve mutluluk, tek taraflı bir memnuniyet üzerinden değerlendirilemez.
Bir tarafın isteklerinin sürekli öncelik kazanması, diğer tarafın ise uyum sağlamak adına kendi sınırlarını geri plana atması, karşılıklı yakınlığın niteliğini zedeleyebilir.
Sağlıklı bir cinsel ilişkide iki kişinin de arzuları kadar isteksizlikleri, merakları kadar çekinceleri de konuşulabilmelidir.
Burada önemli olan, eşlerin aynı şeyleri istemesi değildir. Farklı isteklerin birbirine dayatılmadan konuşulabilmesidir.
Bir eşin istemediği bir davranışı kabul etmemesi, diğer eşin arzusunu değersizleştirdiği anlamına gelmez. Aynı şekilde bir arzunun dile getirilmesi de karşı taraf üzerinde bir yükümlülük oluşturmaz.
Cinsel yakınlık, karşılıklı rızanın ve özgür iradenin bulunduğu bir alanda anlam kazanır.
Bu nedenle evlilikte cinsel uyumun önemli göstergelerinden biri, eşlerin birbirlerinin bedenleri ve sınırları hakkında güven içinde konuşabilmesidir.
Eşlerin birbirlerini anlamasını zorlaştıran görünmeyen ilişki kalıpları
Bazı çiftlerde istekler dile getirilir ancak bu istekler eleştiri olarak algılanır.
Örneğin bir eş daha fazla cinsel yakınlık istediğinde diğeri kendisini yetersiz hissedebilir. Daha fazla ilgi bekleyen bir eşin sözleri, diğer taraf tarafından sürekli suçlanmak şeklinde yorumlanabilir.
Böyle durumlarda konuşma, ihtiyacın anlaşılmasından uzaklaşarak savunma ve karşı savunma biçimini alabilir.
Bir taraf kendisini anlatmaya çalışırken diğeri kendisini korumaya çalışır. Bir süre sonra her iki taraf da konuşmanın sonucunda anlaşılmak yerine incineceğini düşünmeye başlar.
Bu tür ilişkisel örüntülerde asıl mesele çoğu zaman yalnızca ne söylendiği değildir; söylenenin nasıl duyulduğu ve karşılandığıdır.
John Gottman'ın çift ilişkileri üzerine çalışmaları, çatışma sırasında eleştiri, savunmacılık, küçümseme ve duvar örme gibi iletişim biçimlerinin ilişki üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeker.
Dolayısıyla eşlerin birbirlerinin ihtiyaçlarını dinlerken hemen açıklama yapmak, kendilerini savunmak veya karşılık vermek yerine önce anlamaya çalışmaları önemlidir.
Bazen bir insanın ihtiyacı çözüm önerisi değil, söylediklerinin ciddiye alındığını hissetmektir.
Kendi arzusunu tanımak İlişkide birey olarak var olabilmek
Evlilik iki kişinin ortak bir yaşam kurmasıdır. Ancak ortak yaşam, bireysel ihtiyaçların ortadan kalkması anlamına gelmez.
İnsan evli olduğunda da kendi bedeni, duyguları, beklentileri, tercihleri ve sınırları olan bir birey olarak kalır.
Bu nedenle kişinin kendisine şu soruları sorabilmesi önemlidir:
Ben bu ilişkide gerçekten ne istiyorum?
Hangi ihtiyaçlarımı dile getirmekten çekiniyorum?
Eşimin tepkisinden mi korkuyorum, yoksa kendi isteğimi yanlış mı değerlendiriyorum?
İlişkimizde kendi arzularıma ne kadar yer açabiliyorum?
Birlikte yaşadığımız yakınlık ikimiz için de doyurucu mu?
Bu soruların amacı kişiyi daha fazla talepte bulunmaya yönlendirmek değildir. Kendi ihtiyaçlarını tanımasına ve bunları sağlıklı bir iletişim içinde ifade edebilmesine yardımcı olmaktır.
Çünkü kendi isteğini tanımayan veya ifade etmekten sürekli kaçınan bir bireyin, ilişki içinde nasıl bir yakınlık istediğini karşısındaki kişinin kendiliğinden anlamasını beklemek gerçekçi değildir.
Evlilikte güven, her şeyi söyleyebilmek kadar söylenenleri taşıyabilmektir
İlişkisel güven yalnızca sadakat veya verilen sözleri tutmakla sınırlı değildir.
Eşlerin birbirlerinin kırılganlıklarını nasıl karşıladığı, farklı arzulara nasıl yaklaştığı ve anlaşmazlık anlarında birbirlerine nasıl davrandığı da güven duygusunu belirler.
Bir insan eşine bir isteğini söylediğinde küçümsenmeyeceğini, utandırılmayacağını veya bu paylaşımın ileride kendisine karşı kullanılmayacağını bilmek ister.
Bu güvenin oluşması için iki tarafın da sorumluluğu vardır.
Bir taraf kendisini ifade etmeyi öğrenirken diğer taraf da dinlemeyi, anlamayı ve farklılıklara saygı göstermeyi öğrenmelidir.
Evlilikte yakınlık, bir kişinin diğerine uyum sağlamasıyla değil, iki kişinin de ilişki içinde kendilerine yer bulabilmesiyle güçlenir.
Çift danışmanlığında bu konu nasıl ele alınır?
Eşlerin isteklerini ifade etmekte zorlandıkları ilişkilerde yalnızca iletişim becerilerine odaklanmak yeterli olmayabilir.
Bazen geçmişten gelen reddedilme deneyimleri, bağlanma kaygıları, aileden öğrenilen ilişki kalıpları, cinselliğe ilişkin utanç duyguları veya uzun süreli kırgınlıklar bugünkü iletişimi etkileyebilir.
Çift danışmanlığında bu etkenler ilişkinin kendi koşulları içinde değerlendirilir.
Eşlerin birbirlerinden ne bekledikleri, ihtiyaçlarını nasıl ifade ettikleri, yakınlık kurarken neler yaşadıkları ve hangi konularda kendilerini geri çektikleri üzerinde çalışılabilir.
Özellikle cinsel yaşamla ilgili konularda her iki tarafın da kendisini baskı altında hissetmeden konuşabilmesi, sınırlarının korunması ve karşılıklı rızanın gözetilmesi önemlidir.
Amaç, eşlerden birini değiştirmek veya diğerinin beklentilerine uyum sağlamasını sağlamak değildir. Amaç, çiftin birbirini daha iyi anlamasına ve her iki tarafın da kendisini ifade edebildiği daha doyurucu bir ilişki kurmasına yardımcı olmaktır.
İnsan en yakınındaki kişiye kendisi olabildiği kadar yakın hisseder
Bir evlilikte sevgi olabilir, sadakat olabilir, sorumluluklar yerine getirilebilir. Fakat insan bütün bunların içinde kendi isteklerini sürekli saklamak zorunda hissediyorsa ilişkinin bir tarafı eksik kalabilir.
Mutluluk, eşlerin birbirlerinin bütün beklentilerini karşılaması değildir. Birbirlerinin beklentilerini öğrenmeye açık olmaları, farklılıkları konuşabilmeleri ve karşılıklı hazza, güvene ve yakınlığa birlikte alan açabilmeleridir.
Belki de evlilikte kendimize sormamız gereken soru şudur:
Eşimle hayatımı paylaşabiliyorum. Peki, onun yanında arzularımı, ihtiyaçlarımı, çekincelerimi ve kendim olma hâlimi de paylaşabiliyor muyum?
Çünkü gerçek yakınlık, yalnızca bir arada olmak değil; bir aradayken kendini saklamak zorunda hissetmemektir.
Uzman Sosyolog & Aile ve Evlilik Danışmanı Öznur Eker
Evlilik, çift ilişkileri, duygusal yakınlık, karşılıklı beklentiler ve ilişki içi iletişim alanlarında danışmanlık çalışmaları.
Online danışmanlık için iletişime geçebilirsiniz.

Birbirine yakın oturan, sakin bir ortamda sohbet eden orta yaşlarda bir çift.



Yorumlar